KUMAŞTAN ÇALAN TERZİ

Bütün yataklarını yitirmiş ilk gecedenÜstüne kös dövülmüş bir şehirden geçmek zorAyazdan kıran girmiş bin dallı basmalaraBenim dilim varmıyor “şehir düştü” demeyeKumaştan çalan terzi çalıları eğiyor… Eğninde eski bir yaz düşmüş kör bir makastanBir kere tutuştu mu bu şiirden geçmek zorEğilip de geçiyor biçtiği her kumaştanBenim dilim varmıyor “şiir düştü!” demeyeTerzi kumaştan çalmış ellerini seviyor Ağzını… Continue reading KUMAŞTAN ÇALAN TERZİ

Ora

Niye böyle dağıldık. Sanki biz ortalıkta cereyan eden bir olayın seyircisiyiz de birisi “haydi dağılın!” demiş ve dağılmışız gibi. Dağılmamamız lazımdır, çünkü dağ gibiydik. Öyle olmasa da öyle olduğumuza fena halde inandırılmıştık. Tamam kabul, dağdağayı dağ sanmıştık belki, ama bir üfürmeyle dört bir yana dağılacak kadar zayıf mıydık böyle? Dağılmada bir erozyon var, bir çığ… Continue reading Ora

Kültür ve eğitim konusunda gerçekten samimi miyiz?

İki konuda milletçe mustaribiz; biri eğitim diğeri kültür. Bu iki konu mevcut sorunlar hiyerarşisinde hep ilk başlarda olagelmiştir. Meseleyi dolandırmaya gerek yok; eğitemiyoruz ve kültür aktarımında bulunamıyoruz. Eğitememe sorununu iki sebebe bağlayabiliriz; birinci sebep: Zihinleri işgal eden ağırlıkları bertaraf ettikten sonra yerine yerleştireceğimiz şeyin ne olduğunu bilemememiz; ikinci ise zihinleri inşa edecek malzemeyi bulduğumuz halde… Continue reading Kültür ve eğitim konusunda gerçekten samimi miyiz?

Masa olmasa…

Biz sofra biliriz, masayı sonradan öğrendik. Sofranın etrafında hilal gibi dizilir birbirimizi eşit şekilde görme imkânı yakalardık. Masanın bizden evvel odaya yerleşmek gibi bir huyu vardı. Masanın etrafında dizilmek yoktu, masada yerini almak vardı. Masada yerimizi almak için öncelikle ait olduğumuz sandalyeyi bilmemiz gerekirdi. Tüm aile sandala biner gibi sandalyelere yerleşir masanın değişik uçlarındaki yemekleri… Continue reading Masa olmasa…

15 Temmuz’da Sinop’ta Türkeli’de

FETÖ kalkışmasına karşı milli direncin sembolü haline gelen 15 Temmuz’un 3. yıldönümü tüm yurtta Demokrasi ve Milli Birlik Günü olarak çeşitli etkinliklerle bir kez daha anılıp hatırlandı. Halka rağmen halktan gözükerek halka karşı ihanetin en acımasızını sergileyen din kisveli bu örgütün tahrip ettiği beyinleri ve tahfif ettiği kavramları hiç unutmamak ve de unutturmamak gerekiyor. Bu… Continue reading 15 Temmuz’da Sinop’ta Türkeli’de

Aile evden gidiyorsa kabahat kimin?

Aile elden değil evden gidiyormuş. Devlet aileye sahip çıkmalıymış. Kültür emperyalistleri boş durmuyor çocuklarımızın kafasına giriyorlarmış. İyi de sen ne güne duruyorsun? O vakit “kendine gel ve evine dön” demezler mi adama? Derler elbet. Anne ve baba olarak sen varken senin çocuğuna emin ol kimse bir şey yapamaz. Yapıyorsa şayet, sen orada olmadığın içindir. Uzun… Continue reading Aile evden gidiyorsa kabahat kimin?

Rüzgârla iyi geçinmek

İstanbul, Türkiye sosyolojisini çok büyük oranda kendi bünyesinde toplayan bir şehir. Bir Anadolu mozaiği sayabiliriz bu şehri. Bu anlamda Yahya Kemal’in hoşgörüsüne sığınarak “sade bir semtini yazmak bile bir ömre değer” denilebilir. Heyemola Yayınları şehir ve semt kitapları üzerine yayın yapan yayınevlerimizden biri. Oldukça titiz ve de faydalı kitaplar kazandırdı okuyucusuna. Üstelik her semti o… Continue reading Rüzgârla iyi geçinmek

Kalbin Mi Daha Derin Kabrin Mi?

Bir konferansta gencin biri sordu: En çok ilginizi çeken nedir şu hayatta? Hiç düşünmeden cevap verdim: Şiir yazmayanlar! Öylesine söylemedim, gerçekten de şiir yazmamayı başaranlar merakımı mucip olmuştur hep. Dünya tam da şiir yazmaya müsait bir yer iken, sen kalkıyorsun sözcükler dünyasına sırt dönüyorsun. Oğul büyütüyorsun, kız evlendiriyorsun, dükkânına mal siparişi yapıyorsun. Oğul büyür, kız… Continue reading Kalbin Mi Daha Derin Kabrin Mi?

Hiç ve Her şey

“Adem’den hemen sonra yaratıldım ben / Evet, kimsenin bilmediği ikinci insan”. Bülent Özdemir 1972 doğumlu bir şairimiz. “Hiç ve her şey” ilk ve tek kitabı. Örtük şiirler yazıyor. Yukarıdaki dizeler bir tür “tekvin” macerasının düzayak anlatımı sayılabilir. “Fareler ayıplayınca / Gömleğini toplamaya çalıştı yılan” dizelerinde de çıplaklığa örtük bir bakış göze çarpıyor. Kutsal kitaplara özgü… Continue reading Hiç ve Her şey

Ah Keşke!

Hüseyin Akın Çok ihtiyacımız var. Selamlaşmaya, birbirimizin gözlerinin içine bakarak tatlı bir tebessüme. Ekmek gibi su gibi muhtacız birinin gelip elini omzumuza koyarak, “Nasılsın?” demesine. İyi olmasak bile, “Çok şükür” diye karşılık vermeye o kadar açız ki. Biri gelse otursa yanımıza çay içer misin diye sorsa ve bunun bir soru değil teklif olduğunu hemen anlayarak,… Continue reading Ah Keşke!